Çalıştığınız şirketin sahibi muhtemelen bellidir. Ya bir aile şirketidir, ya halka açıktır, ya bir yatırımcı grubuna aittir, ya da sizindir. Belki gizli bazı ortaklar veya söz sahibi olanlar vardır. Ama bir şekilde bellidir.
Peki! Şirketin departmanları kimlere aittir? O departmanların yöneticilerine mi? Görünürde evet, ama gerçek yaşamda kısmen. Bir sürü denge var, hassas olan dengeler, gizli dengeler, aleni dengeler…
Şirketin süreçleri kime aittir? Şirketin bilgisi kime aittir? Şirketin uygulamaları, sistemleri kime aittir?
Sahiplik sorusu çok önemli bir sorudur. Zira o unsurların sahibi, tasarruf sahibidir. Yani karar verici sahiptir.
“Süreç değişsin” kararını ancak süreç sahibi verebilir, vermelidir. Departman değişsin, büyüsün, küçülsün, kararını ancak departman sahibi verebilir. “Bu bilgi dışarıya verilemez” kararını ancak bilginin sahibi verebilir. Aynı şekilde dokümanlar için, aynı şekilde uygulamalar için, aynı şekilde sistemler için…
Bir işin sahibi olması lazım. Hatta kurumsal hedeflerden sorumlu bir kişiyse, örneğin %X satış artışını sağlamaktan sorumlu yönetici, bu hedefi tutturmakla ilgili gereksinimlerini mutlaka dile getirecektir. Ticari sorumlu oysa, teknik bir sorumlu olması gerekecektir, işetim sorumlusu olması gerekecektir, vs. vs. Bu sorumlulukları iyi tanımalamak ve ona uygun yetkiler tanımlamak lazım.
Bu sahiplik, sorumluluk, görev ve yetki tanımları yapıl(a)mazsa, büyük bir eksiklik olur ve genelde kaos ile sonuçlanır…
Evde bir sürü başı boş sahipsiz çocuğun dolaşmasını düşününün… Her biri “Anne!?!?” veya “Baba!?!?” diye ağlar… Kim ilgilenecek?
Şirketinizdeki bilgi, belge, uygulama, süreç, sistem, vs. birer çocuk gibidir. Doğar, gelişir, büyür, olgunlaşır, yaşlanır, biter, vs. Dolaysıyla birilerinin bu varlıklarla ilgilenmesi lazım.
Yönetişim kavramının en önemli boyutu sahipliktir. Benden söylemesi…